Yetkisi Sınırlı Allah Anlayışını Savunanlar
Mesele çok açık.
Ülkemizde yaşanan din ve irtica probleminin temelinde din ve irtica algısı yatmaktadır.
Meseleye şöyle bir teşhis de koyabiliriz:
Problem; Allah’a inanma, O’nu yaratıcı bir güç kabul etme problemi değil, nasıl bir Allah’a inanmak gerektiğini anlama, kavrama problemidir.
Yani, inandığımız Allah’ın gücünün sınırı nedir ve yetkisi nereye kadardır?
Bu sorulara verilen cevaplar, problemi ortaya koyar.
Çevrenizde yaşayan kime sorarsanız sorunuz.
Solcusundan liberaline, lâikinden kemâlistine ve hatta faşistinden komünistine kadar (ateistler hariç) hemen herkes Allah’a inandığını, O’nun yaratıcı bir güç olduğunu kabul ettiğini söylemektedir.
Burada bir problem yok!
Asıl problem, bu yaratıcı gücün yetkilerinin ne olduğu ve hangi alanlara hükmedip etmediği konusundaki anlayış problemidir.
***
Kur’an ve buna bağlı Sünnet kaynaklı (yani vahye dayalı) İslâm’a göre Müslümanlar, yaratıcı güç olarak kabul ettikleri Allah Teâlâ’nın yetkisinin sonsuz ve hayatın her alanına hükmeden sınırsız bir otoriter güç olduğunu kabul ederler.
Böyle bir kabul, esasen imanın da bir gereğidir.
Aksi halde, yetkisi sınırlanmış ve gücü eksik bir ilahın, Allah olması düşünülemez.
Aynı şekilde, belli alanlara hükmedip belli alanlara hükmetmeyen bir Allah anlayışı olamaz.
Eksiksiz ve mükemmel olduğuna inanılan bir Allah nasıl olur da, gökyüzüne, kozmik âleme, görünmez varlıklara hükmeder de, yeryüzüne, dünya hayatına, görünen varlıklara hükmedemez, onlara hükmünü ve hâkimiyetini geçiremez!
Bu olacak şey mi? Böyle bir ilah, Allah olabilir mi?
İşte, Müslümanlık böyle gücü eksik ve yetkisi sınırlı bir ilahı kabul etmiyor.
Peki, böyle bir ilahı kabul eden Müslümanlar var mı?
Evet, kendini Müslüman diye niteleyen ama böyle bir İlah’a da inanan bazı insanlar ne yazık ki var!
***
Bu bazı insanlar, sorulduğunda Allah Teâlâ’ya inandıklarını söylüyorlar.
Ama, aynı Allah’ın yeryüzüne ve hayatlarına karışmasına izin vermek istemiyorlar!
Bunlar, istedikleri gibi yiyip içecekler, gezip eğlenecekler, ekonomik ve siyasi hayatlarını kendileri belirleyip sosyal hayatlarını kendileri tanzim edecekler!
Çünkü, bu konularda Allah değil, kendileri yetkilidir.
O gökyüzünü idare etsin ve etmelidir, kendileri ise yeryüzünü.
Anlayış budur.
İşte, Allah’a inandıkları halde, O’nun yeryüzüne ve insanların hayatına karışmaması gerektiğini düşünen bu insanlar, Müslümanlardan bu noktada ayrılıyorlar.
Bilinen bir gerçek ki, bir Müslümanın nasıl inanması ve nasıl yaşaması gerektiğine ne kendisi ne başkası değil, ancak inandığı din karar verir.
O dinin sahibi olan Allah Teâla, acaba nasıl bir imanı ve nasıl bir yaşantıyı insandan istiyor ve kabul ediyor?
Sonuçta insan, eğer Allah Teâlâ’ya inanıyorsa elbette O’nun istediği doğrultuda bir imana ve yaşantıya sahip olacaktır ve olmalıdır.
***
Burada şöyle bir itiraz olabilir:
“İnsanlar özgür değil mi? İstedikleri gibi inanıp istedikleri gibi hayat süremezler mi?”
Evet doğrudur.
Zaten Allah Teâlâ da insanları bu noktada özgür bırakmıştır.
Ama, bu durumda o imanın adı İslam’ın tarif ettiği bir iman olmaktan çıkar.
O yaşantının adı da Müslümanlık değildir.
Evet, problem her şeyi yaratan bir Allah’a iman problemi değil, gücü ve yetkisi nasıl olan bir Allah’a iman etmek gerektiği problemidir.
Din ve irtica kavgalarının temeli de, işte bu güç ve yetki paylaşımında yatmaktadır.
Ülkemizde yaşanan din ve irtica probleminin temelinde din ve irtica algısı yatmaktadır.
Meseleye şöyle bir teşhis de koyabiliriz:
Problem; Allah’a inanma, O’nu yaratıcı bir güç kabul etme problemi değil, nasıl bir Allah’a inanmak gerektiğini anlama, kavrama problemidir.
Yani, inandığımız Allah’ın gücünün sınırı nedir ve yetkisi nereye kadardır?
Bu sorulara verilen cevaplar, problemi ortaya koyar.
Çevrenizde yaşayan kime sorarsanız sorunuz.
Solcusundan liberaline, lâikinden kemâlistine ve hatta faşistinden komünistine kadar (ateistler hariç) hemen herkes Allah’a inandığını, O’nun yaratıcı bir güç olduğunu kabul ettiğini söylemektedir.
Burada bir problem yok!
Asıl problem, bu yaratıcı gücün yetkilerinin ne olduğu ve hangi alanlara hükmedip etmediği konusundaki anlayış problemidir.
***
Kur’an ve buna bağlı Sünnet kaynaklı (yani vahye dayalı) İslâm’a göre Müslümanlar, yaratıcı güç olarak kabul ettikleri Allah Teâlâ’nın yetkisinin sonsuz ve hayatın her alanına hükmeden sınırsız bir otoriter güç olduğunu kabul ederler.
Böyle bir kabul, esasen imanın da bir gereğidir.
Aksi halde, yetkisi sınırlanmış ve gücü eksik bir ilahın, Allah olması düşünülemez.
Aynı şekilde, belli alanlara hükmedip belli alanlara hükmetmeyen bir Allah anlayışı olamaz.
Eksiksiz ve mükemmel olduğuna inanılan bir Allah nasıl olur da, gökyüzüne, kozmik âleme, görünmez varlıklara hükmeder de, yeryüzüne, dünya hayatına, görünen varlıklara hükmedemez, onlara hükmünü ve hâkimiyetini geçiremez!
Bu olacak şey mi? Böyle bir ilah, Allah olabilir mi?
İşte, Müslümanlık böyle gücü eksik ve yetkisi sınırlı bir ilahı kabul etmiyor.
Peki, böyle bir ilahı kabul eden Müslümanlar var mı?
Evet, kendini Müslüman diye niteleyen ama böyle bir İlah’a da inanan bazı insanlar ne yazık ki var!
***
Bu bazı insanlar, sorulduğunda Allah Teâlâ’ya inandıklarını söylüyorlar.
Ama, aynı Allah’ın yeryüzüne ve hayatlarına karışmasına izin vermek istemiyorlar!
Bunlar, istedikleri gibi yiyip içecekler, gezip eğlenecekler, ekonomik ve siyasi hayatlarını kendileri belirleyip sosyal hayatlarını kendileri tanzim edecekler!
Çünkü, bu konularda Allah değil, kendileri yetkilidir.
O gökyüzünü idare etsin ve etmelidir, kendileri ise yeryüzünü.
Anlayış budur.
İşte, Allah’a inandıkları halde, O’nun yeryüzüne ve insanların hayatına karışmaması gerektiğini düşünen bu insanlar, Müslümanlardan bu noktada ayrılıyorlar.
Bilinen bir gerçek ki, bir Müslümanın nasıl inanması ve nasıl yaşaması gerektiğine ne kendisi ne başkası değil, ancak inandığı din karar verir.
O dinin sahibi olan Allah Teâla, acaba nasıl bir imanı ve nasıl bir yaşantıyı insandan istiyor ve kabul ediyor?
Sonuçta insan, eğer Allah Teâlâ’ya inanıyorsa elbette O’nun istediği doğrultuda bir imana ve yaşantıya sahip olacaktır ve olmalıdır.
***
Burada şöyle bir itiraz olabilir:
“İnsanlar özgür değil mi? İstedikleri gibi inanıp istedikleri gibi hayat süremezler mi?”
Evet doğrudur.
Zaten Allah Teâlâ da insanları bu noktada özgür bırakmıştır.
Ama, bu durumda o imanın adı İslam’ın tarif ettiği bir iman olmaktan çıkar.
O yaşantının adı da Müslümanlık değildir.
Evet, problem her şeyi yaratan bir Allah’a iman problemi değil, gücü ve yetkisi nasıl olan bir Allah’a iman etmek gerektiği problemidir.
Din ve irtica kavgalarının temeli de, işte bu güç ve yetki paylaşımında yatmaktadır.
Konular
- Sözde akademisyenler 'Dindar Gençliğe' karşı!
- Konuşma ihtimali olanların hepsi öldürüldü
- Tarihî itiraf
- Bir başka açıdan 28 Şubat...
- Kılıçdaroğlu... Kemalist Müftü... 28 Şubatta bir Müftü!..
- Aydınlık fetvacılığa soyundu
- Psikopat!
- ABD'den sinsi tuzak
- Sıra ne zaman Erkaya’ya gelecek!
- İnce'den Kur'an'a çirkin saldırı
- ETME BULMA DÜNYASI!
- “Beni uçağa bindirmiyorlar” şikâyeti
- Ateşin düştüğü yer unutmaz
- Cübbelli'den Muhteşem Yüzyıl fetvası!
- Kaç çeşit ateist vardır? Gerçek ateistler!
- Ateistler
- Ateistlere göre tek din islam!
- Müslümana yakışan ortak paydada buluşabilmektir
- Ömer Öngüt kimdir? Hayatı hakkında bilinmeyenler
- Osmanlı latin harfine geçecekti saçmalığı
- Yeni bir dil öğrenmek altı ayını almaz
- Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek
- Milli şairimiz Mehmed Akif Ersoy
- Ünlü âlim Ömer Nasuhi Bilmen
- Namaz kılanla değil kılmayanla uğraş
- Cübbeli mi? Cem Yılmaz mı?
- Türkiye'de namaz vakti hesaplama sorunu
- Mücadelemiz Allah diyenle olmamalı
- Don kişotlar kahramanlık peşinde
- Beden Eğitimi dersi, artık masaya yatırılmalı!..